“Abdullah baba 250 bin diyor”

Tek bir etkinlik bir ülkenin birçok çarpıklığını bir arada sergileyebilir mi? Eğer o ülke Türkiye ise bu sorunun yanıtı kocaman bir evet olabiliyor. Bunun son örneği geçen hafta Cuma günü açılışı yapılan İstanbul Shopping Fest denilen anlamsız etkinlikte yaşandı. Gizli felsefesi “gündüz yetmez, gece de tüket” olan etkinlikte AVM’ler saat 02.00’a kadar açık kaldı ve her nasıl bir dürtüyse bu, gece yarıları alışveriş merkezinde dolanıp ciddi ciddi pantolon, gömlek deneyen insanlarla doldu ortalık. Meğer saat 22’de AVM’ler kapandığında kahrolan insanlarımız varmış da bu yaratıcı festivali bekliyorlarmış. Eh, onlara gün (gece mi yoksa) doğdu.

Dört günde kredi kartı ve banka kartlarıyla 1.5 milyar liralık alışveriş yapılan çılgın festivalde 19 Mart Cumartesi 22.00-02.00 saatleri arasında, yani dört saatte toplam 128 bin işlem yapılmış. İstanbul’daki alışveriş harcamaları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21 artmış. AVM’lerin cirosu da geçen yıla göre yüzde 22 yükselmiş. Perakende sektörünün neşesine bakılırsa, sanırsın ki ekonomide büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Olayı “40 gün 40 gecelik ekonomi festivalimiz” diye tanımlayan bile var.

Oysa insanları geceyarıları AVM’lere çekmeyi hedefleyen, “Hadi tüket, tüket, biraz daha tüket” pompalamasına dayanan çılgınlığa başka bir gözle bakmaya ihtiyaç yok mu? Hadi firma sahiplerini, sektör temsilcilerini anladık, o ürünü her yolu deneyerek satmak isteyecekler. Peki açılışa katılarak bu reklamın en üst düzey parçasına dönüşen Başbakan R. Tayyip Erdoğan Türkiye’de aşırı kredi kartı kullanımının doğurduğu riskleri bilmiyor olabilir mi? Bir taraftan Merkez Bankası aşırı ısınan ekonomiyi soğutmak için önlemler alacak, bankaların kredi genişlemesinin önüne geçmeye çalışacak, ama diğer yandan ekonomi yönetimi, halk kredi kartıyla borçlanarak olmayan gelirini harcasın diye şenlikli zorlama festivallerde reklam yıldızı işlevi görecek. Kredi kartı kullanımıyla ilgili rakamlar uyarı işareti verir noktada. Toplam kredi kartı borçları 40 milyar lira civarında seyrediyor. Merkez Bankası daha birkaç gün önce bankaların kredi kartı faiz oranlarını bireysel kredi faizlerine göre daha yüksek belirlediği için tüketicilerin kısa vadeli gereksinimlerini kredi kartı yerine bireysel kredi kullanarak karşılamalarını tavsiye etti. BDDK ise, 2010 sonunda biten kredi kartı borcu yapılandırma yasasının süresini mart ayına kadar uzatıp tüketicilere rahat bir nefes aldırmaya çalışıyor.

Shopping Fest’in resmi açılışı yanında gecede “Türkiye’nin Markaları Türkiye’nin Çocuklarını Giydiriyor” kampanyasının plaket töreni de düzenlendi. Başbakan Erdoğan, kampanya kapsamında 100 bin çocuğun giydirildiğini belirterek, önümüzdeki Kurban Bayramı’nda yine 100 bin çocuğun giydirilmesi vaadinde bulunulduğunu (işadamları tarafından) söylüyor. Konuşması aynen şöyle devam ediyor: 

– “Sağ olsunlar, şimdi diyorlar ki, ‘Fazlası olur, eksiği olmaz.’ İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki… Ben diyorum ki, bunu hiç olmazsa… Bak, oradan ‘200 bin’ diyorlar.”

Bu noktada Başbakan Erdoğan, Kiğılı Giyim’in Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı’yı kast ederek şöyle devam ediyor:

“Abdullah baba 250 (bin) diyor”

“250’ye tamam mı?” diye soran Erdoğan’a, Kiğılı “Tamam” diye yanıt veriyor. Kiğılı bunun 20 binini üstlenme sözü veriyor. Erdoğan başarıyla çıktığı pazarlıktan sonra son noktayı koyuyor. 250 bin çocuğumuzun 100 binini Ramazan Bayramı’nda, 150 binini de Kurban Bayramı’nda giydirirsek nasıl olur? İki bayramda da bu yavrularımız bayramı bayram gibi kutlamış olurlar, değil mi?”

Erdoğan’ın bu esnaf diliyle, pazarlıklarla ekonomi politikası üretmesi kimilerine çok şirin gözüküyor. Ancak çağdaş sosyal devlet anlayışı sürekli törpüleniyor, AKP usulü geçici çözümlerle sadaka kültürü geliştirilmeye devam ediyor. Elbette zenginlerin yoksullara yardım etmesinde karşı çıkılacak bir yan yok. İsteyen istediği şekilde yardım yapar. Ancak bunu devlet politikası haline getirdiğinizde, devlet olarak ihaleyi işadamlarına bıraktığınızda ortaya ilginç bir resim çıkıyor. Son dönemdeki “Her işveren bir işçi alsın”, “Bakkallar birleşsin market olsun”, “Bir araya gelin, yerli bir araba markası geliştirin” gibi yaratıcı teorilere son olarak “yoksul çocukları giydirin” kampanyası da eklenmesi bu açıdan biraz tedirgin edici. Sosyal devleti ve önemli ekonomik girişimleri imece usulü yöntemlere terk edeceksek büyük ve modern bir ekonomi nasıl inşa edilecek? Yoksulluğa çözüm işadamlarının dağıttığı bayram harçlıklarına mı terk edilecek? İstihdam yaratıp gelir dağılımı adaletsizliğini önleyemeyenler anlaşılan başka bir çözüm yolu göremiyor.

Reklamlar

““Abdullah baba 250 bin diyor”” için 3 yorum

    1. Yenalcım, maalesef geç kaldın, “sadaka ekonomisi” zaten modelin adı diyebiliriz. Ama isim babası olabileceğin başka yaratıcı girişimler olacaktır şüphem yok..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s